ASLINDA bu yazıyı 17 Ağustos’ta yani, 1999’daki o büyük depremin dokuzuncu yıldönümünde yazmam gerekiyordu. Ama yıllık iznimin bir kısmını kullandığım için bir hafta gecikmeyle yazıyorum.
Merak etmeyin; sizlere, yaşadığımız felaketten bahsedip, yaraları bir kez daha kaşımak, o kötü günleri yeniden hatırlatmak istemiyorum. Değinmek istediğim konu, zorunlu deprem sigortası. Hani şu, Türkiye’deki konutların yaptırmak zorunda olduğu sigorta var ya, işte o...
Ama önce gelin isterseniz şöyle bir hafızamızı tazeleyelim ve depremden bir sene sonrasına, 2000 yılının Eylül ayına yani, Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) kurulup da zorunlu deprem sigortası uygulamasına başlandığı döneme dönelim.
Hatırlayın, depremin yaralarını sarmak, yıkılanın yerine yenisini koymak için tabiri caizse dünyada el açmadığımız ülke kalmadı. Başta Dünya Bankası olmak üzere Uganda’dan bile yardım aldık. Depremin hemen ardından konan vergiler ise halkın belini büktü ki, bu vergiler uzun süre de devam etti.
Zorunlu deprem sigortası ise bir daha bunların yaşanmaması için uygulamaya sokuldu. Bütün dünyada olduğu gibi doğal afetler, devletin üzerine yük olmasın; vatandaş, sahip olduklarını az paralar ödeyerek kendi korusun, devletten yardım istemesin diye...
Devlet baba zihniyeti bitti
Daha açık bir anlatımla o büyük deprem bize, ’devlet baba’ zihniyetinin sürdürülebilir olmadığını gösterdi. Yıllardır süregelen anlayış neydi? Her doğal afet sonrasında insanlar yıkılan evlerinin önünde "nerede bu devlet, bize yardım etsin" diye ağlayıp, sızlanıyorlardı. Afet bölgesine giden devlet büyükleri de popülist politika uğruna, "korkmayın, devlet baba yanınızda, yaralarınız sarılacak" derdi. Sonra da makamlarına döndüklerinde, "biz bu yükün altından nasıl kalkacağız, nereden kaynak bulacağız?" diye bu sefer de onlar inim inim inlerlerdi. Zaten vaat edilen sözler de tutulmazdı.
99 depremi bize bir şeyi daha gösterdi. Bir daha yaşanacak bir depremde, devletin artık bu yükün altından kalkamayacağını ve kimseye de avuç açamayacağımızı.
İşte zorunlu deprem sigortası bunun için gerekliydi ve 2000 yılının Eylül ayında uygulama başladı.
Konutların yüzde 21’i sigortalandı
Gelelim bugüne. Aradan geçen sekiz yıl içinde sigortalanabilir 12.9 milyon konuttan, 2 milyon 780 bini zorunlu deprem sigortası yaptırdı. Yani, Türkiye’deki konutların yüzde 21’i deprem hasarına karşı sigortalanmış durumda.
Açıkça söylemek gerekirse; 99 depreminden önce 500 bin konutun sigortalı olduğunu hesaba kattığınızda, zorunlu deprem sigortası uygulaması ile sekiz yılda 2.7 milyon konutun depreme karşı güvence altına alındığını ve bu konutların da her yıl sigortalarını yenilediğini düşündüğünüzde, bunun üzerine bir de sigorta bilinci yeterli düzeyde gelişmemiş bir ülke olduğumuzu eklediğinizde, zorunlu deprem sigortası ile ciddi bir başarı yakalandığı ortaya çıkacaktır.
Peki, bu gelişme yeterli mi? Elbette, değil. Sıkça karşılaştığım sorulardan biri, birgün gelip de Türkiye’deki konutların hepsinin depreme karşı sigortalanıp, sigortalanmayacağı. Bu soruya verdiğim cevap ise aynen şudur: Ne zaman ki bu ülkede tüm araçlar, tüm konutlar, tüm işyerleri, tüm meslek sahipleri, tüm çiftçiler sigorta yaptırır; o zaman, 12.9 milyon konutun hepsi de zorunlu deprem sigortası ile sigortalanır. Varın artık ne demek istediğimizi siz düşünün.
O nedenle de bana göre, mevcut konutların yarısı bile deprem sigortası yaptırsa bu, hem sigortacılık adına hem de ülke adına önemli bir gelişmedir.
Tüm kesimlere görev düşüyor
Tabii bu noktada da bazı kesimlere düşen görevler var. Birincisi, halkın deprem konusunda bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekiyor ki, deprem sigortası da bu bilincin bir parçası.
İkincisi ise, zorunlu deprem sigortasının gelişmesinde en büyük görev sigorta şirketlerine ve şirketlerin satış kanalları olan acentelerine düşüyor.
Daha da önemlisi artık konut sahiplerinin kendi malını kendi koruması gerektiğinin bilincine varıp, deprem sigortasını bir külfet olarak görmemesi ve sigortasını yaptırması gerekiyor.
Son olarak şuna da değineyim. Sıkça karşılaştığım sorulardan biri de, zorunlu deprem sigortasını yaptırmamanın karşısında bir cezai yaptırım olup olmadığı yönünde. Net olarak söyleyeyim, hiçbir cezai yaptırımı yok. Ama en kötüsü; yıllarca çalışıp, didinip sahip olduğunuz evin bir depremde yıkılması ya da zarar görmesi karşısında yerine yenisini koyamamanızdır.
O nedenle benim tavsiyem konut sahiplerinin hiç zaman geçirmeden zorunlu deprem sigortasını bir an önce yaptırmalarıdır. Çünkü depremle yaşamaya alışma gerçeğinin bir parçası da sigortayı yaptırmaktır.
Noyan Doğan


